Yesilim


Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Mirror's Edge

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Mirror's Edge Bir Salı Haz. 29, 2010 4:56 pm

JoKeR

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye



essiz ve sakin bir
Fransız liman kentinde yaşayan iki genç o gün verecekleri kararın
nelere sebep olabileceğini bilmiyorlardı. Onlar için hayat sıradandı,
daha açık söylemek gerekirse monotondu. Onlardan yapılması istenen
sadece ayak işleriydi ve onlarda yıllarca bunu yaptı. Koşturdular, hiç
durmadılar. Çalıştıkları yerin bilgi akışı çok hızlı olmayı
gerektiriyordu, onlarda buna ayak uydurdular. Her gün daha hızlandılar,
her gün daha atletik bir yapıya geldiler. Bir gün aralarından biri
koşusunun ortasında aniden durdu. Önce elindeki zarfa sonra göz yüzüne
ardından da ufuk çizgisine doğru gözlerini hafif kısarak uzun uzun
baktı. Bu karizmatik havayı anlayamayan öteki "hayırdır hacı" anlamında
dürttü bunu. Kısa bir süre sessizlik olduktan sonra dudaklarından birçok
şeyi değiştirecek şu sözler çıktı; "Ya abicim yıllardır koşturup
duruyoruz, yapmadığımız şebeklik kalmadı. Niye yahu niye? Ne için yani?
Ne sigortamız var, ne adam gibi paramızı veriyorlar. Salak mıyız olm
biz? Şu halimize bak dünya da belki de kimsede olmayan vücutlara
sahibiz. Bu dandik işte çalışarak mı harcayacağız olm bu vücutları?
Madem yapabildiğimiz en iyi iş koşmak, hoplamak, zıplamak bunu kendimiz
için yapalım aga. Benim böyle anarşist bir tarafım var sıkıldım
birilerinin altında çalışmaktan. Ben çıkıyorum arkadaş hoplamaksa kendim
hoplarım hadi eyvallah." Bu sözler diğer elemanı derinden etkiledi.
Haklıydı, yapılması gereken tek bir şey vardı. Amaçsızca, sadece onlar
istediği için koşmak koşmak koşmak. Ve işte o gün "le parkour" sporu
doğdu. Yıllar sonra bu iki gencin hikayesinden etkilenip firmalar
filmler çekmeye, oyunlar yazmaya başladı. Artık hiçbir şey eskisi gibi
değildi...


Tamam tamam
yukarıda yazan şeylerin birçoğu yalan. Sadece bu sporun iki genç
tarafından Fransa'da bulunduğu ve isminin "le parkour" olduğu kısımlar
dışında. Açıkçası bu sporu bulan adamların hangi akla hizmet böyle bir
şeyi yarattıklarının hikayesini bilmiyorum. Ama benim hikayem gayet
güzel oldu kullanabilirler istiyorlarsa. Le parkour "Yamakasi" filminden
de hatırlayabileceğimiz, gençlerin evlerin çatılarında, orada burada
sürekli koştukları bir noktadan başka bir noktaya farklı şekillerde
gidebilme sporu. Zihnen ve bedenen oldukça yorucu olan, müthiş bir
kondisyon isteyen tehlikeli bir spor. Peki neden sabahtan beridir bu
spor hakkında atıp tutuyorum? Konumuz olarak Mirror's Edge oyunun ana
karakteri olan Faith kızımız bir parkour koşucusu da ondan. Oyun boyunca
"yahu bu kız deli mi ne diye hoplayıp duruyor?" diye düşünemeyesiniz
diyerek kısa (kısa?) bir açıklama geçtim. Ha hala mantıklı gelmiyor
olabilir yaptıkları. Olsun onları da böyle kabul edeceğiz,
soyutlamayacağız. Yazık...

Artık yavaştan oyuna giriş yapalım. Oyunda kontrol ettiğimiz Faith
karakteri gizli mesajları baskıcı yönetimin gözünden sakınarak taşımakla
yükümlü bir grubun elemanı. Yani neden sağa sola bu kadar koştuğumuzun,
dağ tepe hopladığımızın nedeni bu. Herkes ve her şey yönetim tarafından
kontrol altında tutulduğundan sıra dışı bir haberleşme kullanılıyor
yaratılan dünyada. Sadece bir bölüm ilerledikten sonra ise gerçek hikaye
ortaya çıkıyor. Kardeşinin üzerine yıkılan bir cinayet ve onun adını
temizlemeye çalışan bir kız kardeş. Cinayetin arkasında çok daha derin
ve komplike olaylar ise yaşanmaya devam ediyor elbette. Hikayenin
orijinal olduğunu, hiç yapılmamış bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim.
Ancak oyunun amacı senaryoyu yaşatmaktan ziyade sunduğu eğlenceyi bir
amaca bağlamak olduğundan çokta can sıkmıyor bu durum. Hatta olması
gereken buymuş gibi geliyor.
Oyunun videoları ilk çıktığı günden beri yeni bir şeyin geldiğini tahmin
ediyordu herkes. Tür olarak "Aksiyon/Macera" kategorisine
sokabileceğimiz Mirror's Edge bu türe birinci şahıs yeniliğini
getiriyor. Daha önce de bir çok oyunda çatıdan çatıya atlamıştık,
platformlar arasında mekik dokumuştuk ama hiç bunları kendi gözümüzden
yapmamıştık. Prince'i daha önce duvarda koşturmuştuk ama tek
görebildiğimiz sırtının nasıl göründüğü idi. Aynı şekilde Altair ile
tümseklere tutunarak yukarı doğru tırmanmıştık ama hiç o tümseğe
gerçekten yetişip yetişemeyeceğimizi düşünmemiştik. İşte Faith bunları
yaparken aklınızda daima endişeler olacak. Son sürat koşarken bir
çatıdan atlayıp havada süzülürken aklınızdan geçen tek şey karşıya
yetişip yetişemeyeceğiniz olacak. Duvarın üstünde koşarken aşağıda bir
uçurum olduğunu hissedeceksiniz. Mirror's Edge'in en büyük artılarını
tam burada söyleyelim o halde. Oyun herkese eğlence ve heyecan garantisi
sunuyor. Eğer bir oyunu eğlenmek için oynamıyorsanız size hitap
etmeyebilir Mirror's Edge ancak eğlence faktörünü görmezden gelebilecek
kimse olduğunu sanmıyorum.



Karşımızda özenle hazırlanmış bir dünya bulunuyor. Gökdelenlerden oluşan
bir şehre aşağıdan yukarı bakmaya alışan bünyeler olarak bu kez
bambaşka bir perspektiften bakma şansımız var. Bütün şehir ayaklarımızın
altında, adeta bütün şehir bizim. Giremeyeceğimiz delik,
ulaşamayacağımız nokta yok. Ne kadar çevik ve süratli de olsak hedefe
giden yolda bize yardımcı olması gereken bir şeye ihtiyacımız olacak.
Faith'in en büyük yardımcıları ise gözleri. Önümüzde tablo gibi serili
olan şehirde gidilmesi gereken noktaya giden en ideal yolu anında
seçebilen gözlere sahibiz. Tek tuşa basarak gitmemiz gereken yere
döndürüyor kafasını anında Faith (Fatih diyesim geliyor sürekli hay
aksi) ki bu sayede yolumuzu kaybetme şansımız kalmıyor. Aynı gözler
kullanmamız gereken tümsek, boru, çıkıntı her ne var ise kırmızıya
boyuyor aynı zamanda. Bir çatının üstündeyken atlamanız gereken en ideal
noktayı karşı binanın üstünde parlayan kırmızı borulara bakarak
anlayabiliyorsunuz. Bu kırmızılar görsellik olarak da oyuna hiçbir eksi
katmıyor adeta onların kırmızı olması gerektiğini hissediyorsunuz.
Elbette ki biraz uğraşmayla herkes gideceği yolu çok rahat bulabilir ve
bu yardıma ihtiyacımız yok diye düşünebilirsiniz. Ancak oyunda ki en
büyük rakibimizin zaman olduğu ve hata yapma şansımızın olmadığı
düşünülürse bu yardıma çok dua edeceksiniz. Çünkü emin olun buna rağmen
defalarca kez ölümün tadına varacaksınız. Bu oyunda düşmemek diye bir
şey yok...

Oyunu iki parça halinde ele almak gerekli diye düşünüyorum. 10 bölümden
oluşan oyunun her bölümü aksiyon ve macera öğeleri merkezli iki parçaya
ayrılıyor. İlk olarak başlangıç noktasından bitiş noktasına kendimizden
başka kimse olmayacak şekilde ilerlediğimiz macera kısmı var. Bu
kısımlarda ilerlememiz gereken, platform öğeleri de yerleştirilmiş
yolları çok da zor olamayacak şekilde çözmemiz gerekiyor. Dört duvar
arasında sıkışmış şekilde, yüksek bir noktada ki kapıya nasıl
ulaşacağımı düşündüğüm anlarda sık sık oyun bana Portal'ı anımsattı. Hem
çevre yapısı hem de yaptığımız şeyin üzerine kurulduğu mantık sebebiyle
bu benzerlik benim kafamda oluştu. Bu kısımlar kısmen sıkıcı olsa da
aksiyona giden yolda güzel bir geçiş özelliği sağlıyor. Ne zaman ki
girmememiz gereken bir yere giriyoruz işte oyun esas o zaman başlıyor.
Elleri silahlı güvenlik görevlilerinin tek düşüncesi uyarmaksınız sizi
indirmek. Tek silahı kol ve bacak kasları olan karakterimiz ise kaçmanın
en doğrusu olduğunu benimsemiş durumda. İşte bu kaçma kısmı o kadar
eğlenceli ki sadece deneyerek anlayabilirsiniz. Sağınızdan solundan
uçuşan mermiler eşliğinde duvardan duvara zıplamak ve önünüzde uzanan
uzun bir yolu soluksuz koşmak kadar adrenalin yüklü çok az an vardır şu
içinde bulunduğumuz oyun aleminde. Bir yerden sonra ciddi şekilde soluk
alışverişinizin değiştiğini fark edeceksiniz. Kaçma süreci içinde sık
sık polislerle karşı karşıya gelmek durumunda da kalacaksınız. İşte bu
anlarda rakibin silahını alıp iki üç kişiyi yere sermek durumunda
kalabileceksiniz. Oyunun kısa süreli de olsa zamanı yavaşlatma özelliği
de bulunuyor. İşte bu özelliği en çok silahları ele geçirme kısmında
kullandım ben ama havada süzülürken de oldukça eğlenceli olduğunu
belirtmem gerekli.
Oyunda yapabileceklerimiz sınırsızmış gibi gözükse de aslında çizgisel
bir yapıya sahip olduğu da gerçek. Başlangıç noktamız ve bitiş noktamız
sabit, üstelik buraya gidiş yolumuz da sabit. Sadece bir noktaya ulaşmak
için farklı iki seçenek sunabiliyor oyun. Örneğin bir üst kata çıkmak
için duvara tırmanıp ters bir şekilde zıplayabilir ya da yerdeki bir
kutuya basıp sıçrayabiliriz. Bunların dışında oyunda pek bir özgürlük
beklemeyin. En azından bir çatıdayken devam edebileceğimiz iki farklı
yol olsaydı ve seçtiğimiz yola göre farklı tecrübeler yaşayabilseydik
fena olmazdı. Ancak eğer bir çatıdaysanız atlayabileceğiniz daima tek
bir nokta oluyor maalesef. Aynı şekilde düşmanların nereden gelecekleri
ve nerede duracakları asla değişmiyor. Oyunda bariz bir yapay zeka
sorunu var ancak düşmanla çatışmalar oyunun küçük bir bölümünü
oluşturduğundan bu çok problem olmuyor. Birkaç farklı güç seviyesinde
karşımıza çıkan güvenlik güçleri önce ellerinde dandik tabancalar
taşıyan tiplerden sizin gibi koşucu olan tiplere kadar yükseliyor.
Arkanızda 3 koşucu güvenlik görevlisi varken tek bir hata
yapamayacağınızı bilmek ve en doğru yolu en doğru şekilde koşmanız
gerektiği gerçeği insana muazzam bir zevk veriyor. Kaçmak hiç bu kadar
zevkli olmamıştı...

Bütün bunların yanında biraz da teknik özelliklerden bahsedelim.
Öncelikle şunu belirterek başlayayım, grafiksel anlamda oyunda bir
farklılık var ancak bu farklılık tam olarak ne onu anlamak pek mümkün
değil. Birkaç temel renk üzerine kurulu dünya o kadar keskin bir şekilde
önümüzde duruyor ki başka renge gerek yokmuş gibi hissediyorsunuz.
Tamamen beyazlardan oluşan bir şehirde detayların parlak renkleri,
detayların aslında ne kadar önemli olduğunu anlatıyor bizlere. Evet
oyunun grafikleri bugüne kadar gördüğüm en iyi grafikler değil,
modellemeler kusursuz değil ancak grafiklerin insanı kendisine çeken
yapısı olduğu da karşı konulmaz bir gerçek. Bunların yanında
animasyonlar o kadar özenli hazırlanmış ki koştuğunuzu, atladığınızı
gerçekten hissediyorsunuz. Bir borunun altından kayarken veya karşı
çatıya son anda yetişip köşeye tutunurken Faith'in verdiği tepkiler son
derece gerçekçi. Sesler konusunda ise oyun bence daha iyi bir iş
çıkarıyor. Karakter seslendirmeleri (özellikle Faith'in seslendirmesi)
son derece kaliteli ve özenle hazırlandığı belli oluyor. Sessizlik
içinde koşarken ayakkabımızdan çıkan ses, kayarken pantolonumuzun yerle
sürtünme sesi kulağımıza hep gerçekmiş gibi geliyor. Seslendirmeler bu
kadar iyiyken müziklerin kötü olması da beklenemezdi. Macera anlarımızda
devreye giren sakin ve rahatlatıcı müzik, aksiyon anlarında adrenalin
pompalayan bir seviyeye ulaşıyor. Oyunun ana şarkısı olan "Still Alive"
(ki bu noktada da Portal ile benzeşiyor) ise beni benden alan enfes bir
şarkı olmuş.



Oyunun multiplayer kısmı ise aksiyon/macera öğelerinden sıyrılıp işin
özüne yani spora dönüş yapıyor. Bu bölümde ulaştırmamız gereken bir
belge yok, takip eden düşmanlar yok, havada uçuşan mermiler yok. Sadece
ve sadece bitiş noktasına en kısa sürede ulaşmayı deneyen bizler varız.
Bir yolu hiç hata yapmadan tamamlayabilmek ustalık gerektirdiğinden
defalarca deneyeceğiniz ve inatlaşacağınız bir bölüm "Time trial"
bölümü. Oyunda ilerledikçe bitirdiğimiz bölümlerin belli kısımları
online olarak oynayabilmek adına açılıyor. Bu bölümleri ister en iyiyi
sağladığınızı görmek adına offline şekilde defalarca oynayabilir veya
isterseniz tüm dünyaya o bölümü en hızlı sizin koştuğunuzu
haykırabilirsiniz. Her iki şekilde de parkour sporunun özüne indiğinizi
hissedecek ve sadece koşmak için koştuğunuzu anlayacaksınız.

Toparlayalım. Oyun dünyasına nadiren yeni şeyler deneyen oyunlar
geliyor. Klasikleşmiş ve başarı garantili türlerden sıyrılıp yeniyi
denemek riskli olduğundan her baba yiğit elini taşın altına sokamıyor.
Bu yenilikler bazen Okami gibi hak ettiği değeri göremiyor ama bazen de
LittleBigPlanet gibi el üstünde tutuluyor. Ancak her ne şekilde olursa
olsun yeni bir şeyler deneyen oyunlara, bu işten zevk alarak ve tadına
vararak oynayan oyuncular değerlerini veriyor ve asla unutmuyor.
Mirror's Edge kusursuz bir yapım değil. Yer yer kendini tekrar eden
yapısını ve ufak tefek bazı hatalarını görmezden gelmiyorum. Ancak
yapmaya çalıştığı şeyin değerinin de farkındayım. Bundan sonrası için
"mükemmele" giden yolda ilk adımı attığından ve bu ilk adımı çok çok
başarılı gerçekleştirdiğinden hafızalarımızdan kolay kolay silinebilecek
bir yapım değil Mirror's Edge. Eğer ki hala oyunları eğlenebilmek adına
oynayabiliyorsanız fazla uzaklara bakmayın, işte aradığınız tam
karşınızda...





<<<< SüngerBob Fan >>>>
Kullanıcı profilini gör

2 Geri: Mirror's Edge Bir Çarş. Haz. 30, 2010 10:11 pm

Tuuberk

avatar
Grafiker
Grafiker
Oyun müthiş tavsiye ederim Smile




Kullanıcı profilini gör

3 Geri: Mirror's Edge Bir Çarş. Haz. 30, 2010 10:12 pm

Bufata

avatar
Yönetici
Yönetici
evet bende demosunu oynamuıştım

Kullanıcı profilini gör

4 Geri: Mirror's Edge Bir Çarş. Haz. 30, 2010 10:29 pm

Emr'Lee

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Teşekkürler.Nasıl bir şey? Very Happy

Kullanıcı profilini gör

5 Geri: Mirror's Edge Bir Çarş. Haz. 30, 2010 10:32 pm

Tuuberk

avatar
Grafiker
Grafiker
Baya eğlenceli ordan oraya hoplamalı falan Very Happy




Kullanıcı profilini gör

6 Geri: Mirror's Edge Bir Çarş. Haz. 30, 2010 11:23 pm

Bufata

avatar
Yönetici
Yönetici
www.mirrorsedge2d.com/ buradan ulaşa bilirsin

Kullanıcı profilini gör

7 Geri: Mirror's Edge Bir Perş. Tem. 01, 2010 12:02 am

Emr'Lee

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Sağol furkan link için. =)



Kullanıcı profilini gör

8 Geri: Mirror's Edge Bir Perş. Tem. 01, 2010 2:15 am

Bufata

avatar
Yönetici
Yönetici
önemli dğeil

Kullanıcı profilini gör

9 Geri: Mirror's Edge Bir Perş. Tem. 01, 2010 6:21 am

JoKeR

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Süper oyun ama ben oynadım, bitirdim..
Assasin Creed'in kız versiyonu..





<<<< SüngerBob Fan >>>>
Kullanıcı profilini gör

10 Geri: Mirror's Edge Bir Cuma Tem. 02, 2010 12:49 pm

legolassa

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Oyunu almayı düşünüodum ama kararsızdım.Bu konudan sonra sizin gibi saygıdeğer insanların fikrini dinleyince almaya karar verdim çok teşekkürler .

Kullanıcı profilini gör

11 Geri: Mirror's Edge Bir Cuma Tem. 02, 2010 3:30 pm

JoKeR

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Aldınız mı ?
Onemlı degıl.





<<<< SüngerBob Fan >>>>
Kullanıcı profilini gör

12 Geri: Mirror's Edge Bir Cuma Tem. 02, 2010 3:31 pm

Bufata

avatar
Yönetici
Yönetici
imzanı küçült kemal..PhotoShopta açıp image>image convas(yada size) dan ayarla çok fazla kota yiyor Very Happy

Kullanıcı profilini gör

13 Geri: Mirror's Edge Bir Cuma Tem. 02, 2010 4:24 pm

legolassa

avatar
Bağımlı Üye
Bağımlı Üye
Daha almadım ama ilk fırsatta alıcam.

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz